11 Nisan 2012 Çarşamba


Yeni TTK'da, Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları



         1. GİRİŞ


Bilindiği üzere,  6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu, bazı istisnalar haricinde 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir. Yeni Kanunumuz  Ticaret Hayatımıza  önemli yenilikler getirmektedir. Bu yeniliklerden bir tanesi olan “Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarıyazımızın konusunu oluşturmaktadır.



2. GENEL KAVRAM VE AÇIKLAMALAR

2.1.Ticari İşletmeler, Ticari işlemler ve Ticari Hükümler

Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde olan ve  gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve  bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir.
Ticari işlemler, yeni kanunumuzun 3. Maddesinde, “ bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlemdir.” denmektedir. Yine aynı kanunun 2. Maddesinde  “ticari  işlerle ilgili  kanunda ticari bir hüküm bulunmayan hallerde,  ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verilir.”  denmek suretiyle ticari işlerin tanımı ve çerçevesi belirlenerek ticari örf ve adetin de ticaret hukukunun ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilmiştir.
Ticari hüküm, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiilere ilişkin kanunlarda yazılı bulunan hükümlerdir. Ticari hükümlerle ilgili olarak da yeni kanunumuz, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler,  ticari hüküm sayılır. 

                2.2    Kobilerin Tanımı ve Sınıflandırılması

Bilindiği üzere KOBİ, Küçük ve Orta Büyüklükteki işletme anlamına gelmektedir. 2005 yılında “Küçük ve Orta Büyüklükteki  İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmeliğe göre Kobiler üçlü bir sınıflandırmaya tabi tutulmuşlardır. Buna göre;
        a)      Mikro işletme: On kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosu bir milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan çok küçük ölçekli işletmeler,
        b)       Küçük işletme: Elli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosu beş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler,
        c)       Orta büyüklükteki işletme: İkiyüzelli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı ya da mali bilançosu yirmibeş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler.
               
                Şeklinde tanımlanmıştır.

      2.3.Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler

Yeni kanunumuzun 1530. Maddesinde kanunlarda “Türk Ticaret Kanununda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ve şartlar batıldır(hükümsüzdür)” denmektedir.  Yine aynı maddede,  “Sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır.” denmek suretiyle ticari hükümlerle yasaklanmış işlemlerin genel çerçevesi belirlenmiştir.
Buna göre, ticari sözleşmelerde yazılı bulunan  unsurlar ticari hükümlere aykırıysa sözleşme geçersiz olacaktır. Diğer tarafdan sözleşmede belirtilen sınır kanunda belirtilen en yüksek sınırı aşıyorsa kanundaki en yüksek sınır dikkate alınacaktır.  Aslında önceki kanunumuzun 1466. Maddesinde de buna benze bir hüküm vardı. Bu açıdan eski kanunumuzun 1466. Maddesi yeni kanunumuzda da korunmuştur.

2.4.Mal ve Hizmet Tedarikinde Geç Ödemenin Sonuçları

Birçok büyük ve güçlü ticari işletme geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullanmaktadır. Bu ise; mal ve hizmet verenleri çok güç durumda bırakmakta, Finansal durumlarını sarsmakta, hatta iflasa  bile sürükleyebilmektedir. Geç ödemenin sonuçları, Yeni TTK da, Devlet ödemeleri hariç tutularak tekrar düzenlenmiştir. Bu konuda AB nin 2011 yılı yönergeleri de dikkate alınmıştır.
Düzenlemenin amacı; üreticileri, KOBİ ‘leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri , konumları güçlü olan ticari işletmeler  karşısında korumaktır.(130 soruda TTK, İstanbul SMMM Odası)        
Yeni TTK’nın, 1530. Maddesi yukarıdaki amaca uygun olarak hazırlanmış ve bazı istisnalar hariç olmak üzere işletmeler arasındaki mal ve hizmet tedarikinde belirli ödeme süreleri öngörmüştür. Buna göre, Taraflar arasında sözleşme yapılmamışsa veya  yapılan Sözleşmelerde   ödeme günü veya süresi belirtilmemişse ödeme süresi;
a)  Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
c) Borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda.
d) Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda;

borçlu tarafından borç  ödenmezse,  ihtara gerek kalmaksızın borçlu mütemerrit sayılmakta ve alacaklı faize hak kazanmaktadır.

Tabi buradaki süreler sözleşme yapılmamışsa veya yapılan sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse geçerlidir. Sözleşmede ödeme süresi belirtilmişse, bu süre   faturanın veya eş değer ödeme talebinin veya mal veya hizmetin alındığı veya mal veya hizmetin gözden geçirme ve kabul usulünün tamamlandığı tarihten itibaren en fazla altmış gün olabilir. Şu kadar ki, alacaklı aleyhine ağır bir haksız durum yaratmamak koşuluyla ve açıkça anlaşmak suretiyle taraflar daha uzun bir süre öngörebilirler.
 Mal veya hizmet bedelinin taksitle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda, yukarıda  ödeme sürelerini düzenleyen hükümleri birinci taksit bakımından uygulanır. Her bir taksit tutarının ödenmeyen kısmı sözleşmede öngörülen faiz oranına veya sözleşmede öngörülen faiz oranı  TCMB’ce  öngörülen faiz oranından düşükçe TCMB’ce her yıl başında belirlenecek oranda gecikme faizine tabidir.
Ancak her halükarda,  alacaklının küçük yahut orta ölçekli işletme (KOBİ) veya tarımsal ya da hayvansal üretici olduğu veya borçlunun büyük ölçekli işletme sıfatını taşıdığı hâllerde, ödeme süresi, altmış günü aşamaz.  Alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme veya tarımsal veya hayvansal üretici olup borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde taksitle ödemeyi öngören sözleşme hükümleri de geçersizdir.
  Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, (gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç) sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşecektir. Bu durumda alacaklı da faize hak kazanacaktır.
Faiz oranı, alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca her yıl ocak ayında ilan edilecektir.



 3. Sonuç


Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarını düzenleyen Türk Ticaret Kanununun 1530. Maddesi, her ne kadar tüm ticari işletmeler için  düzenlemeler içeriyorsa da, en büyük etkiyi KOBİ’ler  üzerinde yaratacağı açıktır. Bu etki sayesinde, KOBİ’lerin de faaliyette bulunabileceği bir ekonomik ortam yaratılarak KOBİ’lerin Rekabet edebilirliği artırılacaktır. 

Kaynaklar :
1.       Türk Ticaret Kanunu
2.       Ab Müktesebatı
3.       130 Soruda Türk Ticaret Kanunu, İstanbul SMMM Odası
4.       TUİK, www.tuik.org.tr

18 Ekim 2010 Pazartesi

VERGİ KANUNLARINA GÖRE BİNEK ARAÇ, TİCARİ ARAÇ AYRIMI VE KDV, AMORTİSMAN UYGULAMALARI

VERGİ KANUNLARINA GÖRE

BİNEK ARAÇ, TİCARİ ARAÇ AYRIMI VE KDV, AMORTİSMAN UYGULAMALARI

1.GİRİŞ

Mükellefler ticari hayatta, faaliyetlerini sürdürürken bazı taşıtlara ihtiyaç duyarlar. Mükellefler bu taşıtları alırken ihtiyaçlarını öncelik tutmak suretiyle vergi kanunların kendilerine tanıdığı haklardan da maksimum ölçüde yararlanmak isterler. Mükelleflerin yararlanabileceği vergi indirimleri aracın binek araç veya ticari araç olma durumuna göre farklılık göstermektedir. Özellikle ülkemizde son yıllarda kullanılmakta olan ve hafif ticari araç olarak anılan Doblo, Kango vb. araçların ticari araçmı yoksa binek araçmı olduğu durumu tartışmalıdır. Yazımızda bu hususa değineceğiz.

2. VERGİKANUNLARDA BİNEK ARAÇ TİCARİ ARAÇ AYRIMI

Vergi Kanunlarımızda binek aracın tam olarak tanımı yapılmadığı gibi hafif ticari araçların da tanımı yapılmamıştır. Bu araçların tanımı yapılmadığı halde ayrıma tabi tutulmuşlardır. Kanunlarımızda bu hususa atıf yapan ilgili maddeleri de incelediğimizde binek otomobil ve hafif ticari aracın tanımı ile ilgili görüş birliği yoktur. Olaya Motorlu Taşıtlar Vergisi ve Karayolları Trafik Kanunu açısından baktığımızda Binek otomobil yapısı itibarıyla, sürücüsü dahil en çok sekiz oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçlardır şeklinde tanımlanmıştır. Hafif Ticari Araç olarak sınıflandırılan Kamyonetlerin tanımında ise İzin verilebilen azami yüklü ağırlığı 3,5 tonu geçmeyen ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu araçtır şeklinde tanımlanmıştır. Motorlu Taşıtlar Vergisi ve Karayolları Trafik Kanununa göre Dablo, Kango vb. hafif ticari araçlar Vergi Kanunlarının uygulaması bakımından ticari araç sınıfına girmektedir.

Ancak Gümrük Müsteşarlığının 27/07/2005 tarih ve 25888 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren 8 seri nolu Gümrük Genel Tebliğinde (Tarife Sınırlandırma Kararları) 87.03 G.T.İ.P numarasında yer alan eşyaların tanımlanması yapılmıştır. Buna göre daha önce hafif ticari araçlar sınıfında değerlendirilen Doblo, Connect, Kango vb. araçlardan,

- Şoför ve ön yolcu bölümündeki araç içi konfor özellikleri ve iç döşemeleri araç iç kısmının her tarafından aynı olan,

- Arka kısımda emniyet kemeri montajı için sabit tertibat bulunan,

- Şoför ve ön yolcu bölümü ile yük ve insan taşınan arka bölüm arasında bir bariyer veya panel bulunmayanlar,

“binek otomobili” sınıfına dahil edilmiştir.

Maliye Bakanlığı, Gümrük müsteşarlığının aldığı bu karara göre hareket etmektedir. Nitekim Fiat Doblo araç alımında ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ile ilgili olarak İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 17.07.2008 tarih ve KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.30.6288 sayılı özelgesinde “Katma Değer Vergisi Kanununun 30/b maddesinde faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, 2008 model Fiat Doblo 1,3 Combi yandan camlı çift sıra koltuklu kamyonet 87.03 G.T.İ.P numarasında yer alan binek otomobil niteliğine haiz olduğundan alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.” Denilmektedir. (Bknz. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 17.07.2008 tarih ve KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.30.6288 sayılı özelgesi)

Yine aynı özelgede hafif ticari aracın binek otomobil sayılmasından dolayı (bu otomobilin aktife girdiği hesap dönemi için ay kesri tam ay sayılmak suretiyle kalan ay süresi kadar kist amortisman ayrılması, amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye değerin, itfa süresinin son yılında tamamen yok edilmesi gerekmektedir.) kıst amortismana tabi tutulması gerektiği anlatılmaktadır.

3. Binek ve Ticari Oto Alımlarında KDV ve Amortisman Uygulamaları

3.1. KDV Uygulamaları

Bilindiği üzere KDV kanunun 29. maddesine göre Ticari Araç alımlarında ödenen KDV’nin indirilmesi mümkündür.

Diğer tarafan mükelleflerin işletmeye aldığı Binek Otmobillerin alımında ödediği KDV’nin, Katma Değer Vergisi Kanununun 30/b maddesinde faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisinin mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan vergiden indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ancak İndirilemeyecek Katma Değer Vergisinin 23 Seri No.lu KDV Genel Tebliği'nin (I) bölümünde (1) mükelleflerin işletme amacı dışında iktisap ettikleri binek otomobillerinin alımı nedeniyle ödedikleri ve Kanun gereği indirimi mümkün olmayan KDV'nin, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları çerçevesinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabileceği açıklanmıştır.

3.2. Amortisman Uygulamaları

Vergi Usul Kanununa göre Hafif Ticari araç alımlarında aracın maliyet değeri ve bu değerin VUK hükümlerine göre yok edilmesi amortismanın mevzunu teşkil eder. Amortisman süresi, kıymetlerin aktife girdiği yıldan başlar. Olayı bir örnekle açıklarsak;

Örnek: İşletme 21.10.2010 tarihinde 20.000 TL değerinde bir Hafif ticari araç almıştır. %18 KDV hariçtir. Hafif ticari aracın ekonomik ömrü 4 yıldır. Amortisman hesaplamasını ve muhasebe kaydını yapınız?

------------------------------------------21.10.2010----------------------------------

254 TAŞITLAR 20.000,00-TL

191 İNDİRİLECEK KDV 3.600,00-TL

320 SATICILAR 23.600,00-TL

Hafif Ticari Araç Alınması

-------------------------------------------------------------------------------------------

Amortisman oranı: 1 / Ekonomik Ömür

1 / 4 = 0,25 yani % 25 dir. 20.000 x % 25 = 5.000 TL yıllık amortisman tutarı,

----------------------------------------31.12.2010-----------------------------------

760 PAZ.SAT.VE.DAĞ.GİD. 5.000,00-TL

257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 5.0000,00-TL

2010 Yılı Amortisman Ayrılması

-------------------------------------------------------------------------------------------

Amortisman Tablosu:

Yıllar

Yıllık Amortisman Tutarı

Birikmiş Amortisman

Kalan Tutar

2010
2011
2012
2013

5.000
5.000
5.000
5.000

5.000
10.000
15.000
20.000

15.000
10.000
5.000
0

Mükelleflerin işletmeye aldığı Binek Otomobillerin alımında amortismanın mevzu ile ilgili bir değişiklik olmamaktadır. Yine aracın maliyet değeri (Kanun gereği indirimi mümkün olmayan KDV'nin, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları çerçevesinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet olarak dikkate alabilir. Mükellef bu ödediği KDV’yi maliyet olarak dikkate alırsa aracın maliyet değerine bu tutar eklenmelidir.) amortismanın mevzunu oluşturmaktadır. Ancak, Vergi Usul Kanununun 320 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre "Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları binek otomobilleri hariç olmak üzere, işletmelere ait binek otomobillerinin aktife girdiği hesap dönemi için ay kesri tam ay sayılmak suretiyle kalan ay süresi kadar amortisman ayrılır. Amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye değer, itfa süresinin son yılında tamamen yok edilir. ”denilmektedir. Bu maddeye göre işletmlerine binek otomobil alanlar. Aldıkları yılı tam olarak kabul edemezler. Olayı bir örnekle açıklarsak;

Örnek: İşletme 21.10.2010 tarihinde 20.000 TL değerinde bir Hafif ticari araç almıştır. %18 KDV hariçtir. Hafif ticari aracın ekonomik ömrü 5 yıldır. Amortisman hesaplamasını ve muhasebe kaydını yapınız?

------------------------------------------21.10.2010----------------------------------

254 TAŞITLAR 20.000,00-TL

254 TAŞITLAR 3.600,00-TL

320 SATICILAR 23.600,00-TL

Hafif Ticari Araç Alınması (KDV Maliyet olarak Alınmıştır)

-------------------------------------------------------------------------------------------

Binek Otomobilin Aktife Girdiği İlk Yıl Kıst Amortisman uygulanmalıdır.

Kıst Amortisman = Yıllık Amortisman x Kalan Ay Sayısı / 12. Kıymetin aktife girdiği ay kesri tam sayılacaktır

----------------------------------------31.12.2010-----------------------------------

760 PAZ.SAT.VE.DAĞ.GİD. 786,66-TL

257 BİRİKMİŞ AMORTİSMANLAR 786,66-TL

2010 Yılı Amortisman Ayrılması

-------------------------------------------------------------------------------------------

Amortisman Tablosu:

Yıllar

Yıllık Amortisman Tutarı

Birikmiş Amortisman

Kalan Tutar

2010
2011
2012
2013
2014

786,66

4.720,00
4.720,00
4.720,00
8.653,34

786,66

5.506,66

10.226,66

14.946,66

23.600,00

22.813,34
18.093,34
13.373,34
8.653,34

0,00

4. SONUÇ

Binek Otomobil ve Hafif Ticari Araçla ilgili Vergi Kanunlarında net bir tanımın yer almaması nedeniyle, uygulamada karışıklık meydana getirmektedir. Bu karışıklık nedeniyle bir kısım mükellefler Doblo, Kango vb. araçları hafif ticari araç olarak kayıtlarına alırken, diğer kısmı ise binek otomobil olarak kayıtlarına almaktadır. Maliye Bakanlığı bu karışıklığı gidermek için özelge yayınlamaktadır. Ancak özelgeler olaya has olduğu için mükelleflerin tümü tarafından duyulmamakta veya uygulanmamaktadır. Bakanlığın bir an önce tereddütleri giderecek şekilde KDV Kanununda düzenleme yapması gerekmektedir.

Murat Osman BİNİCİ

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Kaynaklar .

1- KDV Kanunu

2- Vergi Usul Kanunu

3- İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 17.07.2008 tarih ve KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.30.6288 sayılı özelgesi

M Motorlu Taşıtlar ve Karayolları Trafik Kanunu

Gümrük Mevuzatı

15 Ekim 2010 Cuma

İŞ KAZASI, İŞÇİNİN HAKLARI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ, İŞVERENİN SORUMLULUKLARI

SOSYAL GÜVENLİK MEVZUATINDA
İŞ KAZASI, İŞÇİNİN HAKLARI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ, İŞVERENİN SORUMLULUKLARI

1. GİRİŞ

Çalışma Hayatı beraberinde bazı kazaları da getirmektedir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında Çalışma Hayatında İş kazaları artmıştır. Bu kazaları önlemeye yönelik olarak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kavramı geliştirilmiş ve bu kavramla Çalışma hayatında işçi ve işverene bazı sorumluluklar yüklenerek kazalar minimize edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu önlemlere rağmen her yıl binlerce işçi çeşitli nedenlerle iş kazası geçirmeye devam etmektedir. Yazımızda iş kazasının ne olduğunu, işçinin haklarına ve işverenin sorumluluklarına değinilecektir.

2. SGK MEVZUATINA GÖRE İŞ KAZASI NEDİR?

Bilindiği üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda İş kazası işçinin işyerinde geçirdiği zamanlarda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ve ruhen özüre uğratan olay olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bir olayın iş kazası sayılabilmesi için ;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle veya görevi nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş veya çalışma konusu nedeniyle işyeri dışında,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Emziren kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,


Meydana gelmesi gerekmektedir. (5510 sayılı Kanun)







3. SGK MEVZUATINA GÖRE İŞ KAZASI SONUCU İŞÇİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ NELERDİR?

Sigortalı, uğradığı işkazasını en geç kazadan sonraki gün içinde işveren veya kuruma bildirmekle yükümlüdür.

Sigortalıya, uğradığı işkazasını işveren veya Kuruma bildirme yükümlülüğü getirilmesine karşın, bildirme mecburiyetinin yerine getirilmemesine herhangi bir müeyyide öngörülmemiştir. Dolayısıyla, bu görevini yerine getirmeyen sigortalılar hakkında herhangi bir işlem yapılması mümkün değildir.

Geçirdiği işkazası dolayısıyla Kuruma başvuran sigortalı, hekimin bildirdiği tedbir ve tavsiyelere uymak zorundadır. Aksi takdirde sigortalının tedavisi uzar veya malül kalır yahut malüliyet derecesi artarsa, istirahatli kaldığı günler için verilen geçici işgöremezlik ödeneğinden veya malüliyeti halinde bağlanan sürekli işgöremezlik gelirinden eksiltme yapılabilmektedir.(www.sgk.gov.tr)


4. SGK MEVZUATINA GÖRE İŞ KAZASI SONUCU İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR?
İş kazası geçiren bir işçiye kanunlarımız bazı haklar sağlamaktadır. Bu haklar şunlardır:
a) Sağlık Yardımı Yapılması.
Bu yardımlar sigortalının, Hekime muayene ettirilmesi, Teşhis için gereken klinik ve laboratuvar muayenelerinin yaptırılması, Gerekirse bir sağlık tesisine de yatırılarak, tedavisinin sağlanması, Tedavi süresince gerekli ilaç ve her türlü iyileştirme vasıtalarının temin edilmesidir.
Sağlık yardımı, iş kazasına uğrayan sigortalının belirli bir süreye bağlı olmaksızın, sağlık durumunun gerektirdiği sürece devam eder ve iyileşen sigortalıların arıza veya hastalıklarının nüksetmesi halinde, tedavileri yeniden sağlanır.

b) Sigortalıya; geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi.

İş kazası geçiren sigortalının çalışamadığı her gün için Geçiçi iş göremezlik ödeneği verilir. Kanuna göre geçici iş göremezlik ödeneği, yatarak tedavilerde prime esas günlük kazancın yarısı, ayakta tedavilerde ise prime esas kazancın üçte iki miktarında verilecektir.

c) Sigortalıya; sürekli iş göremezlik geliri bağlanması.
Bir iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle yapılan tedavi sonunda sigortalının meslekte kazanma gücünün tamamının veya bir kısmının kaybedilmiş olması halidir.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10' unu kaybedenlere sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. İş göremezlik hallerinin meslekte kazanma gücünü ne oranda azaltacağı tüzükle belirlenmiştir. Sürekli iş göremezlik olay sayıları çalışma gücünü %10'dan daha az kaybedenleri de kapsamaktadır.
Sürekli iş göremezlik geliri, sigortalının mesleğinde kazanma gücünün kaybı oranına göre hesaplanır. Sürekli tam iş göremezlikte sigortalıya, 5510 sayılı kanunun 17 nci maddeye ( İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde verilecek ödeneklerin veya bağlanacak gelirlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç; iş kazasının veya doğumun olduğu tarihten, meslek hastalığı veya hastalık halinde ise iş göremezliğin başladığı tarihten önceki oniki aydaki son üç ay içinde 80 inci maddeye göre hesaplanacak prime esas kazançlar toplamının, bu kazançlara esas prim gün sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanır. Bu surette bulunan günlük kazanç; iş göremezliğin başladığı veya gelirin bağlanacağı tarihten geriye doğru oniki ay ve daha öncesine ait ise güncelleme katsayısı ile güncellenerek hesaplanır. ) göre hesaplanan aylık kazancının % 70'i oranında gelir bağlanır. Sürekli kısmî iş göremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir, tam iş göremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun iş göremezlik derecesi oranındaki tutarı kendisine ödenir. Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı % 100 olarak uygulanır.

d) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine; gelir bağlanması.

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümler ile tedavilerinin devamı esnasında veya meslekte kazanma gücünün %50 veya daha fazlasını kaybederek sürekli işgöremezlik geliri alırken ölenleri kapsamaktadır.
İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, tespit edilecek aylık kazancının % 70'i, 5510 sayılı kanunun 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre güncellenerek 5510 sayılı kanunun 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır.

Buna göre;
aa) Dul eşine % 50'si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi çalışmaları nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75'i,
bb) Bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi çalışmaları nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;
1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya,
2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya,
3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,
her birine % 25'i,
cc) (b) bendinde belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50'si,
dd) Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde, ana ve babaya çalışmaması ve gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 25'i oranında; çalışmayan ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması, gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın % 25'i,

oranında aylık bağlanır.

e) Gelir bağlanmış olan eş ve çocuklara; evlenme ödeneği verilmesi.

Evlenmeleri nedeniyle gelir veya aylıkları kesilmesi gereken eş veya çocukların, evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylık veya gelirlerinin bir yıllık tutarı bir defaya mahsus olmak üzere evlenme ödeneği olarak peşin ödenir. Evlenme ödeneği alan hak sahibinin aylığının kesildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde boşanması halinde, bir yıllık sürenin sonuna kadar gelir veya aylık bağlanmaz.

Evlenme ödeneği verilmesi halinde, diğer hak sahiplerinin aylık veya gelirleri evlenme ödeneği verilen sürenin bitimini takip eden ödeme döneminden itibaren 5510 sayılı kanunun 34 üncü maddesine göre yeniden belirlenir.

f) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı için; cenaze ödeneği verilmesi

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine, asgarî ücretin üç katı tutarında cenaze ödeneği ödenir. Cenaze ödeneği, sırasıyla sigortalının eşine, yoksa çocuklarına, o da yoksa ana babasına, o da yoksa kardeşlerine verilir.

Kanun koyucu böylece işçinin iş kazası geçirmesi durumunda, kendisi veya yakınlarının haklarını korumaya almıştır. (Kaynak. www.sgk.gov.tr, 5510 sayılı kanun)

5. SGK MEVZUATINA GÖRE İŞVERENİN SORUMLULUKLARI

Gerek 5510 sayılı Kanunda ve gerekse 4857 sayılı kanunda işverenin iş kazası durumunda ne yapacağı anlatılmıştır. Buna göre;
İşveren, işkazasını, o yere yetkili zabıtasına derhal, İlgili Çalışma Bölge Müdürlüğü’ne ve Kuruma da en geç kazadan sonraki iki gün içinde yazı ile bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirme örneği Kurumca hazırlanan haber verme kağıtları doldurulup verilerek yapılır.
Kanun koyucu, işkazasına uğrayan sigortalının mümkün olan ve en kısa zamanda tedavi altına alınmasını sağlamak amacıyla işvereni, iş kazasını kazadan sonraki iki gün içinde bildirmekle yükümlü kılmıştır.Kanun metninde belirtilen haber verme kağıdı vizite kağıdıdır.
İşkazası, zabıta(jandarma-polis) güçlerinden herhangi birisine değil, kazanın olduğu yere göre, bunlardan hangisi görevliyse onun yetkili karakoluna bildirilir.
Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık tesislerinin Sağlık Bakanlığına devrine kadar işkazası sonucu işveren tarafından düzenlenen ve işkazası bölümünde gerekli bilgilerin yazılı olduğu vizite kağıdı ile muayene ve tedavi için Kurum sağlık tesislerine yapılan başvurular 506 sayılı Kanunun 27 nci maddesine göre Kuruma yapılmış sayıldığından 20.02.2005 tarihinden sonra Sağlık Bakanlığı sağlık tesislerine yapılmış başvurular Kuruma yapılmış başvuru olarak kabul edilemeyeceğinden işverenin işkazasını ayrıca Kuruma yasal süresi içerisinde sözkonusu madde gereğince bildirmesi gerekmektedir.
İşkazasının eksik veya yanlış bildirilmesi:
İşverenin kasten veya ağır ihmali neticesi işkazasının kazadan sonraki en geç iki gün içinde Kuruma bildirilmemesinden veya haber verme kağıdında yazılı bilginin eksik veya yanlış olmasından doğan ve ileride doğacak olan Kurum zararlarından işveren sorumludur.
Belirlenen süre içinde Kuruma bildirilmeyen işkazası dolayısıyla,bildirme tarihine kadar işveren tarafından yapılmış harcamalar Kurumca Ödenmez. (Kaynak. 4857 sayılı İş Kanunu, www.sgk.gov.tr)


6. SONUÇ

Çalışma Hayatında İş Kazaları hiç istenmemesine rağmen bazen yaşanmaktadır.
Yaşanan bu iş kazaları hem sosyal yönden hemde ekonomik yönden ülkemizi etkilemektedir. Kanun Koyucu iş kazalarını minimize etmeye yönelik tutum ve davranışlarını kararlılıkla sürdürmelidir. Ancak getirilecek önlemler işverene ek maliyetler getirmeyecek şekilde optimal bir şekilde planlanmalı ve hayata geçirilmelidir.


Murat Osman BİNİCİ
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Murat Osman BİNİCİ
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Yararlanılan Kaynaklar
1- www.sgk.gov.tr
2- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık sigortası Kanunu
3- 4857 sayılı İş Kanunu

29 Haziran 2009 Pazartesi

BELGESİZ HARCAMALAR GİDER OLARAK YAZILABİLİR Mİ?

BELGESİZ HARCAMALAR GİDER OLARAK YAZILABİLİR Mİ?


1. Giriş

Bilindiği üzere işletmeler faaliyetlerini devam ettirirken bazı harcamalar yaparlar. Bu harcamaların bir kısmı belgesiz harcamalardan meydana gelmektedir. Mükellefler Vergi kanunlarına yeteri kadar nüfuz edemediği için belgesiz harcamalarını Vergi Matrahlarının tespitinde dikkate almamaktadır. Ancak bazı belgesiz harcamalar gider olarak yazılmasına Kanun koyucu Vergi Usul Kanunun 228. Maddesiyle izin vermiştir. Yazımızda bu düzenlemeleri açıklayacağız.

2. Belgesiz Harcamaların Gider Olarak Kaydedilmesi

Kanun Koyucu Vergi Usul Kanunun İspat edici Vesikalar başlıklı 227. Maddesinde bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikini mecbur tutmuştur. Buna Göre, mükellef harcamalarını Fatura, Fiş, Gider Pusulası, Müstahsil Makbuzu vb. vesikalarla kanıtlamak durumundadır.
Ancak Kanun koyucu bazı hususların varlığı halinde mükelleflerin harcamaları için ispat edici vesika aranmayacağını da aynı kanunun 228. Maddesinde açıklamıştır.

Buna göre;

2.1 Örf ve teamüle göre bir vesikaya istinat ettirilmesi mütat olmıyan müteferrik giderler(bahşiş, yol harcırahı vb) ;
2.2 Vesikasının teminine imkan olmayan giderler (Taksi, dolmuş, otobüs, posta pulu, telefon harcamaları vb);
2.3 Vergi kanunlarına göre götürü olarak tesbit edilen giderler. (İhracatta döviz olarak elde edilen hasılatın %0,5 gibi)



Yukarıda saydığımız belgesiz harcamaların nasıl defter kayıtlarına intikal ettireceği hususu, Maliye Bakanlığı’nın 30.06.1992 tarih ve 224444-228-24/53986 Sayılı Özelgesi’nde yapılan açıklama ile giderilmiştir.

Özelge ile yapılan açıklamaya göre; fatura ve benzeri belgelere bağlanamayan giderler;
- Faaliyetlerle ilgili olması,- İşin genişliğine ve niteliğine uygun bulunması,- Şehir içi ulaşımı (otobüs veya dolmuş) göstermek üzere hazırlanan bir liste düzenlenmesi,- Postaya verilen evrakın niteliğini gösteren bir bordro hazırlanması,- Vergi mükellefi veya yetkilileri tarafından imzalanması veya firma kaşesi basılması
halinde, gerçek miktarları üzerinden kayıtlara gider olarak kaydedilebilecektir.





3. Belgesiz Harcamalar ve KDV

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa göre, Mal ve hizmet alımları nedeniyle ödenen KDV’nin indirim konusu yapılabilmesi için, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmesi ve bu vesikaların kanunî defterlere kaydedilmesi şartı bulunmaktadır. Buna göre mal ve hizmet alımları sırasında ödenen KDV, Vergi Usul Kanununda belirtilen (Fatura, Fiş, Gider pusulası vb) belgelerden biri olsaydı ve bu belgeler defter kayıtlarına intikal ettirilseydi indirim konusu yapılabilecekti.

Ancak belgesiz harcamalarda KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmaması uygulamada duraksamalara yol açmıştır. Bu duraksamaları Maliye Bakanlığı verdiği özelgelerle gidermeye çalışmıştır. Bakanlık posta masrafları ile ilgili olarak verdiği özelge de (22.07.1996 tarih ve 0.55-5520-234/33611 Sayılı) “Posta masrafları nedeniyle düzenlenen bordroda yer alan bedel içerisindeki KDV’nin iç yüzde oranıyla ayrılarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.” şeklinde idari görüş bildirmiş bulunmaktadır.

Bakanlık şehir içi ulaşım için verdiği başka bir özelgede ise (14.07.2004 tarih ve B 07.4.DEF.0.06.11/GVK-11068-33) “Şehir içi ulaşımı için belediye ve özel halk otobüslerine ödenen bedellere ilişkin fatura ve benzeri herhangi bir tevsik edici belge bulunmadığından yüklenilen katma değer vergisinin indirim konusu yapılması söz konusu olamaz” şeklinde görüş bildirmiştir. Bakanlık bu görüşünü Katma Değer Vergisi Kanunun 53. Maddesine (Bu Kanunda geçen fatura ve benzeri vesikalar tabiri Vergi Usul Kanununda düzenlenen vesikaları ifade eder.) dayandırmıştır. Ancak bakanlık bu özelgesinde indirim konusu yapılamayan KDV’nin gider olarak yazılabileceğini de (Faaliyetiniz ile ilgili olması kaydıyla şehir içi ulaşımı için belediye ve özel halk otobüslerine ödediğiniz bedellerin KDV dahil tutarlarını Gelir Vergisi Kanunu'nun 68'inci maddesinin 1'inci bendine göre serbest meslek kazancınızın tespitinde gider olarak indirebileceğiniz tabiidir.) bildirmiştir.

Bakanlığın verdiği özelgeler incelendiğinde belgesiz harcamalardan bazıları için KDV indirimi söz konusu olabilmekte (Posta Harcamaları) iken bazıları içinse KDV indirimi söz konusu (şehir için ulaşım bedelleri) olmamaktadır. Buna göre İşletmelerin faaliyetleriyle ilgili olan ve işin genişliği ve niteliğine uygun bulunan posta harcamaları nedeniyle düzenlenen listelerde (listeler mükellef veya yetkilileri tarafından imzalanması şartıyla) yer alan bedel içerisinden iç yüzde yöntemi uygulanarak bulunan KDV’nin indirimi mümkün bulunmaktadır.

Diğer tarafdan bahşiş, yol harcırahı, şehir içi ulaşım bedelleri vb. belgesiz harcamalara ilişkin olarak KDV İndirimi mümkün bulunmamaktadır.



4. Sonuç

Yukarıda da açıkladığımız üzere, Kanun koyucu mükelleflerin ticari hayatta karşılaşabileceği belgesiz harcamaları da dikkate alarak mükellef lehine bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelere göre belgesiz giderlerin gerçek miktarları üzerinden kayıtlara geçirilmesi ve miktarlarının işin genişliğine ve mahiyetine uygun bulunması halinde bu harcamaların gider olarak kayıtlara alınmasına ve bazı hallerde (Posta Harcamaları) KDV’nin indirim konusu yapılmasına izin vermiştir.

Diğer tarafdan bakanlık, bazı belgesiz harcamalarla ilgili olan KDV’nin (şehir içi Ulaşım, Bahşiş, Yol Harcırahı) indirim konusu yapılmasına izin vermemiştir. Ancak indirim konusu yapılamayan KDV’nin de gider olarak kayıtlara alınmasında bir sakınca bulunmamaktadır.


Murat Osman BİNİCİ
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir



Kaynaklar.
1- Vergi Usul Kanunu
2- Katma Değer Vergisi Kanunu
3- Maliye Bakanlığı Özelgeleri.

25 Ocak 2009 Pazar

SMMM Murat Osman BİNİCİ

Merhaba,
Sayın misafirler bloguma hoşgeldiniz.